25 Kasım 2013 Pazartesi

evler



hatırlayan var mı bu evleri..

çocukken vardı benim (bunlar yüzünden mi mimar oldum acaba:) ), şimdi bir takım da oğluma aldım. mahalle kurup sokaklarında araba  sürüyoruz. elimiz kolumuz çarpıyo, evler durmadan yıkılıyo ama olsun..


19 Kasım 2013 Salı

çok şükür ki..

bir evvelki yazımda ilk etapta neler yaşadığımızdan bahsetmiştim.
Egecim 11 aylıkken ameliyathaneye girip ameliyat olamadan çıkmıştı. sonra biraz rafa kaldırdık bu konuyu. yazın gezdik, güldük, eğlendik. yaz sonu yeniden niyetlendik, bitirelim artık şu işi..

geçtiğimiz ay, Ege tam 17. ayına girdiği gün ameliyat oldu. yine zor bulmuşlar damar yolunu, yine kapının önünde beklemek çook zordu ve yine gözleri üzerimdeyken onu ameliyathaneye bırakıp çıkmak..

çıktığında sesi kısılmıştı ağlamaktan.
çok şükür ki ameliyatı iyi geçti. artık ponponsuz tavşanım o benim.

sonrasında ise sancılı bi bekleyiş başladı. acaba alınan kese beynindeki sıvıda basınca yol açacak mı ve hidrosefali gelişecek mi.. Ege'nin keyfi çok yerinde gülüyor eğleniyor, sadece tek başına yürümekten korkuyor. bırakınca hemen ellerimize yapışıyor, ama elimizden tutunca koşturuyor. biz ise takipteyiz; uzun uyuklama hali, bitkinlik, fışkırır tarzda kusma görürsek hemen müdahale isteyeceğiz. bunlar hidrosefali belirtileri.. hidrosefali gerçekleşirse de yeniden ameliyat olacak, beynine şant takılacak, hastane günleri yeniden başlayacak..

hergün pansuma gidip gelirken, herşey yolundayken ameliyattan sonra 5. gün pansuman dönüşü sırtında hafif bi ıslaklık farkettik. hemen doktorumuzu arayıp bilgi aldık ve apar topar tekrar hastaneye.. o akşam o yolculuk, nasıl anlatsam, çok kötüydü..
tam iş çıkış saatiydi, trafik zaten berbat. bi yandan da yağmur başlamıştı. Ege kucağımda hiçbirşeyden habersiz geçen arabalara ve ışıklara seviniyor, benim gözümden durmamacasına yaş akıyor..
"Ege'nin beyin omurilik sıvısı akıyor" bu cümle bile insanı çaresizlikle dolu bi mutsuzluğa itmeye yetiyorken, kuzum kucağımda, sırtı ıslak.. heralde eşimin de en zor şartlar altında kullandığı arabadır.

akşamın o vakti hastaneye  ulaştığımızda halimizi gören hemşireler bizi yatıştırmak için ellerinden geleni yaptılar sağolsunlar. sıvı basınç yapıp dikiş arasından sızıntı yapmış, ek dikiş attılar. o kadar sıvı akmasından da bişey olmazmış, sahiden de sonra düşününce aklıma gelmişti. biz hastanede kalırken hidrosefalisi olan bi bebek vardı, ince bi tüple akan beyin sıvısını topluyorlardı ve akşama kadar o kadar çok sıvı birikiyordu ki..

sonrası da bir süre daha kontrol için hastaneye gidiş geliş ve sonunda dikişlerin alımı, hidrosefali riskinin ortadan kalkması ve kocaman bi rahatlık..

şimdi Ege 18. ayın sonlarına yaklaşıyor ve çok şükür ki atlattık, çok şükür ki herşey yolunda.. biraz doktor ve beyaz önlüklü fobimiz var, biraz tek başımıza yürümekten korkuyoruz ama geçer, önemli değil..

özetleyecek olursam, bu rahatsızlığın genel adı spina bfida. kese içinde sinir olup olmama durumlarına göre çeşitli isimler alıyor, meningomyolesel yahut meningosel gibi. biz şanslıydık kese içinde sinir yoktu fakat okuduklarımızdan ve konuştuğumuz doktorlardan öğrendik ki içinde sinir olsa dahi fizik tedavilerle çocuk yürüme aşamasına gelebiliyor.
kese ameliyatı sonrasında büyük bir çoğunluğunda hidrosefali görülür demişlerdi, şükür bizde oluşmadı ama sonradan ya da doğuştan olan hidrosefalilerin de tedavisi olduğunu öğrendik.

hastanede kaldığımız günler bana çok şey öğretti. beyin sinir cerrahisi bölümündeydik ve küçücük bebeklerde tümörler, beyin sıvılarında artış olanlar.. ve kaygıyla bekleyen anneler.. duaya çok ihtiyaçları var, dualarınıza hasta minikleri de ekleyin olur mu..

14 Kasım 2013 Perşembe

meningosel

belki bu konuda araştırma yapan birilerine faydası dokunur, belki de bilmiyorum sadece anlatasım geldi..

Ege'de doğuştan meningosel vardı. yani beyin omurilik sıvısı kuyruk sokumuna yakın bir yerde taşmış, üzeri deri ile örtülmüş bi yumru ile doğdu bebeğim. belinde ceviz büyüklüğünde bir kese..

doğumdan sonra odama çıkardıklarında hemen yanıma getirmemişlerdi, doktorlar ilk muayenesini yapıp eşime bilgi vermişler. yanıma geldiklerinde eşim "sırtında küçük bi şişlik var ama önemli değil" demişti ben de "olsun" demiştim içim çok ferah.. meğer sütüm azalmasın, üzülmeyeyim diye detay vermemiş bana, meğer önemliymiş..

ben hala konunun önemini bilmezken eşim doktorlar araştırmış, meningosel nedir diye bakmış falan. sonra Nejat Akalan ismine ulaşmış. (çocuk beyin sinir cerrahisi alanında müthiş bir isimdir kendileri). Ege 15 günlüktü ilk kez Nejat hocaya götürdüğümüzde. sanıyorum ondan bir iki gün önce öğrenmiştim kesenin ne anlama geldiğini. eğer içinde sinir varsa yürüyememe ihtimali varmış oğlumun ve tuvaletini kendi kontrol edemeyebilirmiş.. çok zor günlerdi..

15 günlükken ilk muayenesini yaptı hoca. tabi yeni doğmuş bebek mum gibi yatıp hareket etmediği için, bacaklarında hareket var mı yok mu söylemek zor. ama üzerini soyup ayak parmaklarıyla oynamıştı. Ege de o minicik parmakları hareket ettirmişti.. "Mr çekilip kesenin içinde sinir olup olmadığına bakmadan net birşey söyleyemem, ama büyük ihtimalle yok gibi duruyor" yorumunu yapmıştı. biz de o yoruma sıkı sıkı sarılıp 3 aylık olunca tekrar görüşmek üzere ayrılmıştık muayenehaneden.

acaba oğlumuz yürüyecek mi sorusu ara ara aklımıza gelse de, sık sık Ege yürüyecek, koşturacağız birlikte diyorduk. sonra kendi kendimize yorumlar yapıyorduk: bacaktan olduğu aşı sırasında çok ağladı demekki his var bacaklarında..yahut, kakasını yaparken ıkınıyor demekki kendisi kontrol edebiliyor tuvaletini..

bu süreçte Ege büyüdükçe hareketlenmeye başladı ufak ufak, ama hiçbir zaman çok hareketli bir bebek olmadı. usul usul, sakince hareket etti hep. bacaklarındaki hareketi gördükçe seviniyorduk ama Mr çekilmeden de içimiz rahat etmiyordu. Mr içinse doktorumuz biraz daha büyümesini önermişti.

3 aylıkken tekrar kontrole gittik, sonra tekrar, tekrar.. her çıkışımızda "iyi şeyler dedi dimi, kötü bişey olsa şunu şunu söylemezdi" diye üzerine konuşur dururduk..

sonra 10 aylık civarıydı sanıyorum Mr için randevu almıştık. genel anesteziyle uyutulmasını iztemediğimiz için ismini hatırlamadığım bi ilaç verdiler. ilacı içirip kucağımda uyuttum, derin uykudayken Mr odasına birlikte girdik fakat alet çalışmaya başlayıp tak tak sesleri duyulunca korkuyla uyandı oğlum. zar zor sakinleştirip tekrar uyuttuk, yine denedik yine uyandı, derken üçüncü denememizde uyanmadan tamamlayabildik. Mr odasındaki bekleyişimi hiç unutmam. makinenin üzerindeki sayaçta kaç dakika kaldığı gösteriyoru. geri sayıyordu saniye saniye. gözüm bi orda bi Ege'nin üzerinde, bildiğim tüm duaları okuyup, allahım nolur uyanmasın diyordum sürekli..

çok şükür ki Mr sonuçlarımız temiz çıktı bacaklarıyla ilgili bir problem yok. mesanesiyle ilgili konuyu ise göremiyoruz, büyüyüp çişini söylemeye başladığında anlayacağız kendisinin kontrol edip etmediğini.
ki sanıyorum o vakitler yani Mr dan önce, kollarından tutup yürütüyorduk Ege'yi. yere çok sağlam basıyor ve güzel adım atıyordu. Mrla da netleşince durum, içimiz çok rahatladı..

fakat belindeki kesenin alınması durumu vardı şimdi. ki oğlum büyüdükçe kese de yavaş yavaş büyüyordu, yazın kıyafetlerinden belli oluyordu, daha da büyüdükçe çok belli olacak ve kendisi bu durumdan mutsuz olacaktı ve hepsinden önemlisi bir şekilde kese patlarsa beyin omurilik sıvısı taşardı ve bu kesinlikle istenmeyen birşeydi..

11 aylıkken ameliyat için karar verildi, randevu alındı ve hastaneye yattık. o gün testleri yapıldı, kan alındı ciğer filmi vs. gece son mamasını yedirdim sonrası aç.. sabah 8 di sanıyorum ameliyathaneye almışlardı. o süreçte o içerde ağladı ben dışarda. sonra ismini anons ettiler koştuk,  anestezi vermemişler daha, bi sorun olmuş, bu sırada da sakinleştireyim diye beni aldılar yanına. kucağımda ağlaya ağlaya uyudu. sonra tekrar aldılar, yine dışarda beklemeye başladık dualarla, nice zaman sonra ismini anons ettiler. bitti diye koştuk ama "annesi ameliyat edemedik" dediler. damar yolunu bulamamışlar, epey aramışlar elleri ayakları delik deşikti kuzumun. hayatımın en zor günlerinden biriydi sanıyorum.
odamıza çıkıp kana kana su içip, dakikalarca ağladıktan sonra kucağımda uyuyakaldı. çok korkmuş, çok ağlamış, çok bitkindi kuzum.

ameliyat ertelendi, biraz daha büyümesini bekleyelim dediler. bizim de psikolojimiz altüst, döndük evimize...

6 Eylül 2013 Cuma

duygular


 bu ifade oyununa internette rastlamıştım. çok hoşuma gidince çıktı alıp Ege'ye de hazırladım bi tane.
renkli hareket eden parçaları yıpranmasın diye lamine ettim.


 orjinalinde parçaları raptiye ile tutturmuşlar, ben tehlikeli olması ihtimaline karşı ip düğümledim.
bir de al yanaklar ve gözyaşı vardı kanca ile takılıp çıkan, onları da kullanmadım erken diye.
şimdilik sadece mutlu ve üzgün hallere bakıyoruz. ama kaşıyla gözüyle oynayarak epey farklı duygu çıkarılabiliyor.


bu da arkadan görünüşü.

28 Ağustos 2013 Çarşamba

gezen Ege


işe başlamadan evvel son uzun tatilimi güzel değerlendirelim istedik. yorucu oldu ama epey yer gördük..

yeşildere şelalesi - çal - denizli


pamukkale - denizli

dikili - izmir

ürkmez - seferihisar - izmir

istanbul - oyuncak müzesi vs..

2 eylül pazartesi günü işe başlıyorum artık. Ege tam 16 aylık oldu. ayrı olmak ikimize de zor gelecek ama bi gün illaki işbaşı yapılacaktı..


5 Temmuz 2013 Cuma

balonlarla duyu oyunu


 neredeyse 2 ay öncesinin fotoğrafları ama vakit bulup da yazamamışım..

bu fikri pinterestte görmüştüm.
4 tane balondan birinin içinde kurufasulye, birinde pirinç, birinde su, sonuncuda ise un var. her birini mıncıklamak farklı hissettiriyor.

ince bulgur, köpük taneleri, nohut vs gibi şeylerle balon adedi çoğaltılabilir.


22 Mayıs 2013 Çarşamba

freecycle

benim de bir blog aracılığıyla haberdar olduğum bu gruptan, sizin de haberdar olmasını istedim.
bilenler ve aktif kullananlar vardır belki, bilmeyenler için kısaca özetlersem; bu grup bir dönüşüm ağı aslında.  şöyle ki:

evinizin ardiyesinde beklemekte olan, kullanmadığınız, çalışır durumda bir televizyonunuz varsa örneğin, bu gruba yazıyorsunuz. o televizyona ihtiyacı olan bir başka kişi size ulaşıyor ve kendi aranızda belirlediğiniz bir şekilde televizyonu yeni sahibine teslim ediyorsunuz. hem eviniz kullanmadığınız eşya kalabalığından kurtuluyor, hem de bir nebze olsun tüketim yapılmadan birinin ihtiyacı karşılanmış oluyor.

yahut sizin aradığınız bir kaç kitap var diyelim. kitapçıya gidip almadan evvel şansınızı deneyip bu gruba yazabilirsiniz. belki daha önceden okuyan biri size vermek isteyebilir.

grubun ana adresi burası. bu adresten şehrinizi seçip üye olarak dönüşüme katılabilirsiniz
ben ankara grubuna kayıtlıyım. henüz çok yeni ama evdeki atmaya kıyamayıp verecek de yer bulamadığım bir iki parçayı yeni sahiplerine teslim etmek için sözleştik bile.

ne kadar çok üye olursa gereksiz tüketim o kadar az olur. o halde buyrun siz de üye olmaya..

10 Mayıs 2013 Cuma

parmak boya yapımı


internette parmak boya yapımıyla ilgili nişastalı tarifler mevcut. renklendirmek içinse gıda boyası ekleniyor içine. benim üye olduğum bir mail grubunda renk vermesi için reçel, domates suyu gibi gıdaların direk kullanılabileceği önerisi getirilmişti. ben de denemek istedim.

pirinç unu ve suyla akışkan kıvamlı bir muhallebi pişirdim, içine de vişne reçeli ekleyerek kırmızıya yakın bir renk elde ettim. soldaki kase ise nar ekşisi eklenmiş hali:) o an elimin altındaydı ekleyiverdim:)

renk alternatifi olarak turuncu için havuç suyu, kahverengi için kakao veya kahve, yeşil için otlar kullanılabilir. ama reçel kullanmak iyi bir fikir değilmiş bunu görmüş olduk. heryer yapış yapış oldu:)


 balkonda yaptık ilk denemelerimizi. Ege'ye çok farklı geldi tabi. biraz oynadıktan sonra parmaklarını yalamak geldi aklına reçelli olanı çok beğendi ama nar ekşiliye yüz vermedi:)

yalnız minderlerin üzerine örtü sermemekle hata etmişim. sandım ki uslu uslu sadece yer sofrasının üzerinde kalacak oyun. ama yanılmışım elbette, boyama bittikten sonra bir de kılıf yıkama işi çıktı bana.


bu tür aktiviteler için yer sofrası kullanma fikrini bebekli blogların birinde görmüştüm. ben de annemlerdeki kullanılmayan sofrayı getirdim.

ne zaman normal kalemlerle boyama filan yapabileceğiz bilmiyorum ama geçen gün eline pastel boya verdim. bir tane de ben alıp gösterdim nasıl çizildiğini. bizimki direk ağzına götürüp ısırmaya çalıştı. kaldırdım ben de şimdilik..

24 Nisan 2013 Çarşamba

benim mahalle

80'lerin başında milliyet gazetesi karton maketler verirdi. uçak, cami, ev, değirmen.. neler neler. babam o yıllar birsürü gazete biriktirmiş. yapım aşamalarının olduğu sayfayı ve maket kartonlarını saklamış bizim için, çocuklar büyüyünce yaparlar diye. kanepenin altı doluydu, onlarca yapılmayı beklenen maket.. benim için hazine gibiydi.

sanırım ilkokul yıllarındaydım peyderpey yaptım maketleri, hepsinden de büyük zevk alarak. sonra sonra maketler ya yırtıldı, ya toz bağladı filan atıldı gitti heralde. ama benim için önemli olan yapım kısmı, saatlerce uğraşırdım onlara. maketi anla, kulakçıkları katla, ince ince tutkalla ve parçaları birleştir..


 bu ay meraklı minik dergisi bana bi güzellik yapıp maket hediye etmiş, koca bir mahalle maketi..

biraz erken başladık ama, dergiyi 3 aydır alıyoruz. içindeki oyun kartlarını lamine ediyorum Ege onlarla epey oyalanıyor. çok anlamasa da derginin sayfalarını karıştırıyoruz, resimlerine bakıyor, anlatıyorum ben. içinden oynayabileceği başka birşey çıkmışsa saklıyorum ilerde oynarız diye. ama bu mahalle maketini saklayamadım, bana eski yaptığım maketleri anımsattı, dayanamadım yaptım:)

bir tek yerlerine yerleştirmesi kaldı, onu da hallettim mi tamamdır, sonra saklayabilirim:)

18 Nisan 2013 Perşembe

laminasyon makinesi - ilk denemeler


 hareketli kağıt oyuncaklar yazım için cicideko laminasyon makinesi yorumunu yapmıştı.
nasılsa daha yolun başındayız, Ege ile ilerde daha çok çalışma yapacak, kağıtlarla haşır neşir olacağız diyerek aldım bir tane.

ilk denemeleri de o yazıdaki iki örnek ile yaptım. üstteki palyaço ipinden tutup çekince kollarını ve bacaklarını oynatıyor. ipi nerden nereye bağlıycam, hangisi neyi kontrol edecek derken epey vakit harcamıştım:)
şimdi yatak odasında gardırobun aynasına sıkıştırdık palyaçoyu. Ege'ye de öğrettim, palyaço nerde deyince dönüp ona bakıyor. sonra gidip ipinden çekiştiriyoruz bize bay bay yapıyor:)

bu aralar Ege'nin alıcıları oldukça açık sanıyorum, ne dersem hemen kapıyor. ya da hareket etmeyip popo üstü oturmaktan kendini öğrenmeye adadı yavrum:)

çocuklarla yapılan boyamadır faaliyettir, çok severim. hamileyken öyle bir bebeğim olmasını dilemiştim. kucağıma otursun masallar anlatayım, birlikte resim yapalım, kesip yapıştıralım filan. çok içten diledim galiba, kabul oldu:)
Ege 10 gün sonra 1 yaşını dolduracak hala emekleme emaresi yok, hiç sevmiyor yüzüstü yatmayı. biz ellerinden tutarsak pıtır pıtır yürüyor. hal böyle olunca evin içinde gezinmediğimiz zamanlarda öğreniyoruz.. dilini, elini, kulağını, ayağını ve saçını biliyor, sorunca gösteriyor. lamba, çamaşır makinesi vs. gibi bazı ev eşyalarını da sorunca gösteriyor. epeydir gel gel, bay bay yapıyordu bir de gel pisi pisi öğrendik. minik parmaklar birbirine dolana dolana pisi pisi yapıyor:)  bir de bol bol kitap karıştırıyoruz. renkler kitabındaki siyah örümceği her gördüğünde heyecanlanıyordu, bu sabah öylesine sordum siyah örümcek nerde diye. sayfaları evirdi çevirdi o sayfaya gelince yüzüme baktı işte der gibi:)

o minicik bebeğin zamanla büyüyüp sizinle iletişime geçmesi mucize gibi birşey..


üstteki akrobatları da yine lamine ettim. nasıl oynandığını çekmemişim ama, iki sehpa arasına kısa oklava yerleştirilir. bu akrobatlara da ip bağlayıp o oklavaya bağlanır ve bebiş vurdukça boşlukta sallanırlar.

laminasyon makinesini tchibodan almıştım, piyasadan da oldukça uygun fiyatlı idi. bilmiyorum hala satışta mı ama işe yarar bir ürünmüş. yaptığım kağıt oyuncaklar yırtılmıyor:)

etsyde görmüştüm, lamine edilmiş takılar vardı. eskiden ahşap üzerine denediğim desenleri lamine ettim bu kez. küpeler özellikle oldukça hafif oldular. onları da derleyip toplayıp yazacağım.

laminasyonu başka nerelerde kullanabilirim arayışındayım, etinden sütünden faydalanıcam illa:))

21 Mart 2013 Perşembe

el göz koordinasyonu

10 aylık Ege'nin ilk bul-tak deneyimi:)
ilk denemede 5 ceviz 9 mandaldan sonra sıkıldı, ama o 5 ceviz 9 mandal ne uzun sürdü bilseniz:)


 şimdi cevizleri hiç sektirmeden pıt pıt atıyor, ama mandallar biraz daha uğraştırıyor.


18 Mart 2013 Pazartesi

plastik kaşıklarla marakas yapımı


5 dakikada yapılabilen, çok basit, çok gürültülü oyuncağımız..

içinden oyuncak çıkan plastik yumurtaları atmıyoruz, büyük olanları tercih sebebidir bu arada.
içine ses çıkarabilecek taneler koyuyoruz, ben mısır kullandım. sonra da iki yanına plastik kaşık yerleştirip bantlıyoruz.

fotoğrafta gördüğünüz ilk hali sayılabilir. süslemek için boyanabilir, kumaş-kurdele kaplanabilir. gerisi sizin hayal gücünüze kalmış.

ben kaşıkların sapı gözüne filan gelmesin diye kumaşla kapladım.

kendi oynamadığı zamanlarda, biz salladıkça Ege alkış yaparak eşlik ediyor. (şu an alkışı kaba hareketlerle sadece ellerini içe sallayarak yapabiliyor, ama alkış komutunu anlayıp harekete geçiyor hemen)

15 Mart 2013 Cuma

hareketli kağıt oyuncaklar


bilgisayarımda "Ege için" isimli bi klasör var. onun için yapılabilecek şeyleri gördükçe kaydediyorum. epey birikti yapılacak şeyler, kısım kısım sizinle de paylaşayım belki yapmak isteyen olur..


 A4 kağıtlara çıktı alıp, kestikten sonra ince mukavvalarla sağlamlaştırarak kullanılabilir. aksi halde ömrü 2 dakika olacaktır:)




resimdeki gibi arkasından iple bağlanıyor, ipin ucu çekilince kolunu bacağını oynatıyor.
ben de henüz yapmadım ama yaptıkça fotoğraflarını ekleyeceğim.
şu renkli palyaço ilgisini çeker sanıyorum..


13 Mart 2013 Çarşamba

kurdelelerden oyuncak yapımı


 Ege kurdelelerle oynamayı sevince ne yapabilirim diye internette şöyle bir araştırdım.
şu blogda basit bi uygulamasını görünce denedim ben de..

fotoğrafta görüldüğü üzere Ege çılgınca sallamayı seviyor, arada da kurdeleleri yemeye çalışıyor.


 plastik yahut ahşap bir halkaya çeşitli renklerde kurdeleleri düğümlüyoruz, sonra da uçlarını hafifçe yakıyoruz dağılmamaları için ve oyuncağımız hazır.


 plastik halka evde vardı. fular askısı yapmak için tee ne zaman almıştım. hobi mağazalarında, yüncülerde vs. satılıyor.


6 Mart 2013 Çarşamba

şehir fırsatı

pek çoğumuzun bildiği üzere fırsat siteleri son zamanlarda sıkça kullanılıyor. günlük yaşam gereksinimlerini daha ucuza karşılama imkanı doğuyor bu siteler sayesinde. yeme-içme, tatil, alışveriş, güzellik-bakım, sağlık, eğlence-etkinlik gibi pek çok alanda hizmet veriyorlar.
biz de zaman zaman -özellikle yeme içme ve biletler alanında- kuponlar satın alıyoruz. en çok kullandığımız site ise sehirfirsati.com

muhakkak şehir fırsatından aldığımız kuponlarımız bulunuyor, kahvaltıya veya yemeğe gideceğimiz zaman genelde kuponunu satın aldığımız mekanları tercih ediyoruz ki zaten harika restoran fırsatları oluyor sürekli. dolayısıyla hem eskiden ödediğimizden daha az miktarlar ödemiş oluyoruz hem de güzel mekanlara gitmiş oluyoruz .. bu arada bizim favorilerimiz köy kahvaltıları ve mangallar:) ve elbette pizza fırsatlarını da kaçırmıyoruz. akşama yemek yapamamışsam eğer mevcut kuponlarım kurtarıcım oluyor:)

shopping bölümünde de gözüme çarpan güzel ürünler oluyor, ama yeme-içme kadar çok kullanmadık henüz o bölümü. eğer oyuncak vs. gibi bir kampanya olursa bizim oğlan için düşünebilirim aslında..

biletler bölümünden de birkaç deneyimim olmuştu. bir kez sinema bileti almıştık. ayrıca Volkan Konak konserine ve Ferhan Şensoy'un tiyatro oyununa biletler almıştık ordan. konser zaten şahaneydi, çok eğlenmiştik. bir de yarı fiyatına izleyince tadına doyulmamıştı:) keza tiyatro oyunu da öyle. yalnız tiyatro biletleri konusunda şöyle bir uyarıda bulunmak isterim, eğer arkadaşlarınızla gidecekseniz tek bir hesaptan bilet almanız gösteri sırasında birlikte oturmanız açısından faydalı olur. biz iki aile almıştık biletleri, elbette herkes kendi hesabından.. fakat salona gittiğimizde koltuklarımızın ayrı yerlerde olduğunu öğrendik. sonuçta salon görevlisinden rica edip yanyana oturmuştuk. bilemiyorum belki bu uygulama o salonun kendi uygulamasıdır ama yine de tedbiri elden bırakmamakta fayda var:)

şayet konser, tiyatro gibi etkinliklerle aranız iyi ise bilet almadan evvel şehir fırsatındaki kampanyalara göz atmanızı öneririm. belki gitmeyi düşündüğünüz etkinliğin biletleri o sırada kampanya dahilindedir.

velhasıl şehir fırsatını sık sık  kullanan kişiler olarak tavsiye ederiz:)

nedir diye merak edenler için bir gazetede yer alan internette fiyatları yarı yarıya indirdiler haberi buradadır.

son olarak, şehir fırsatına üye iseniz, arkadaşınızı davet ettiğinizde onun yaptığı ilk alışverişten de para kazanıp yine fırsatlarda harcamak üzere kullanabiliyorsunuz..

**adventorial**

28 Şubat 2013 Perşembe

çok mühim oyuncak


 Ege'nin önüne evdeki kurdeleleri döktüm.. delirdi..

 







21 Şubat 2013 Perşembe

Ege'nin kitapları 1


Ege'nin ilk kitabı bez kitaptı yazmıştım daha evvel.
9,5 aylık oldu hala onunla oynamayı seviyor..

kitaplara ilgisi olsun, tanısın diye bol bol kitap alıyorum ona. hem kitaptaki resimlere bakarak bişeyler uydurmak daha kolayıma geliyor. yoksa konuş konuş tıkanıyorum bi yerden sonra.

şöyle bi kitaplarını yazayım istedim. zira ben kitap seçerken pek çok blog sayfasından faydalanıyorum. kimisini de hoşuma gittiği için aldım. belki kitap seçecek başkalarına faydalı olur..

bez kitaptan sonraki kitapları tek resimli minik sözcük kitaplarıydı. bunlar tam ellerine göre minicik, net yayınlarının kitapları. fotoğrafta en üstte ikisi sünger gibi bi malzemeden yapılmış. hem dişlemesi kolay hem de sayfa çevirmesi. her bir kitabı dönem dönem çıkarıyorum o yüzden ilgisini hala koruyor bunlara karşı. her sayfadaki nesneyi göstererek anlatıyorum, biraz uzun kalırsam sayfada elimi itiyor sayfayı çevireyim diye:)

bir de babası alıştırdı, yemeğinin sonlarına doğru sıkılır da yemek istemezse bu kitaplardan birini açıyoruz, resimlere bakarken yiyor yemeğini.


kitapları arasında en sevdikleri bu ikisi, hareketli kitaplar. 
her sayfasında hareket eden bir kısım var orayı takip etmeyi çok seviyor. iş bankası yayınlarından çıkmış. serinin daha pek çok kitabı var ama biz şimdilik iki tanesini aldık. .
park kitabı hareketli oyuncaklardan daha  keyifli, hareket eden parçaları daha çok ilgisini çekiyor.


kitabın iç sayfaları böyle:

 bir tane de dokun hisset kitabımız var. bu kitabı pek sevmiyor. yani sayfalarını şöyle bir tur geziyor sonra sıkılıyor. oysa diğer kitaplara başa döne döne defalarca bakıyoruz.


toplam 5 sayfası var zaten, sanırım resimler de çok renkli olmayınca beğenmedi.

 alttaki kitaplardan sağdaki mutlu bebek favorileri arasında. kapağında bir aynası var, iç sayfalarında da mutlu, üzgün, somurtkan ve heyecanlı bebek resimleri. her resmin altında ikinci bir bölmede neden mutlu olduğuyla ilgili başka bir resim..

heyecanlı ve mutlu bebek resimlerini görünce çığlık atıyor.


 şekiller kitabının renkli sayfalarına bakıyoruz sadece. bir de en sonunda süngerden şekiller var. onları dişlemeyi seviyor


bunlar da 50 kuruşa, 1 liraya aldığım ince masal kitapları. resimleri Ege için karışık şimdilik. hikayesini okumaya çalıştığımda dinlemeye tahammülü de yok. sırf dişlesin, sağına soluna baksın, evirip çevirsin diye eline veriyorum. bir iki tanesi telef oldu zaten.
bazen de eğer sakin günündeyse bir resme odaklanıp bakıyor. o zaman basit cümlelerle anlatıyorum. "aa burda ayı varmış, aa burası ne kadar yeşilmiş" gibi



ve elbette evdeki eski dergiler. resim bakmak, yırtmak, kemirmek için idealler:)



bu arada, kalın karton sayfalar sayesinde de sayfa çevirmeyi öğrendi küçük bey:)